Apandis: Sağlığımızın Gizli Muhafızı
Yazan: Levent İzaçan
Apandis Gereksiz Görülen Bir Organ mı, Yoksa Sağlığın Uyuyan Kadim Bir Muhafızı mı?
Bize yıllardır bu parça gereksiz, iltihaplanırsa aldır kurtul dediler. Peki ya size büyük bir yalan söylendiyse? Ya o küçümsenen organ, aslında bizi kanserden ve kronik hastalıklardan koruyan en büyük savunma hattımızsa?
Gelin, vücudumuzda her an dönen o büyük biyolojik savaşa yakından bakalım.
Yıkılan Surlar: Bağırsak Bariyeri
Vücudumuz bir kaledir. Bu kaleyi dışarıdan gelen düşmanlara, toksinlere ve hastalıklara karşı koruyan surlar ise bağırsaklarımızdır (İntestinal Mukoza).
Bu surların üzerinde nöbet tutan trilyonlarca minik askerimiz vardır: Dost Bakteriler (Kommensal Mikrobiyota). Bu askerler orada olduğu sürece surlar sağlam kalır; kana yabancı madde sızamaz. Böylece bağışıklık sistemi gereksiz yere alarma geçip, Sedef veya Romatizma örneklerinde olduğu gibi kendi dokularını yakıp yıkmaz.
Ancak modern hayat; antibiyotikler, tarım zehirleri (Pestisitler) ve endüstriyel gıdalarla bu ekosistemi her gün bombalıyor. Askerler ölüyor, surlar yıkılıyor ve tıpta Geçirgen Bağırsak (Leaky Gut Sendromu) dediğimiz felaket başlıyor.
Kıyamet Günü Sığınağı: APANDİS
İşte tam bu çöküş anında, vücudun B Planı devreye girmeliydi.
Bilimsel adı Appendix Vermiformis olan bu organ, sanılanın aksine körelmiş bir parça değil; bağırsak florası tamamen yok olduğunda (Disbiyozis) sistemi fabrika ayarlarına döndürecek Kök Tohum Bakterilerin saklandığı, biyofilm tabakasıyla zırhlanmış gizli bir SIĞINAKTIR.
Aynı zamanda burası, bağışıklık hücrelerinin (T ve B Lenfositleri) eğitildiği, dostu ve düşmanı ayırt etmeyi öğrendiği bir askeri akademidir (GALT).
Akademi Neden Karardı? (Büyük Çöküş)
Atalarımızda bu akademi harıl harıl çalışıyor, kanserli hücreleri anında tespit eden askerler yetiştiriyordu. Peki, bizde neden sustu?
Gerçek suçlu sadece mikroplar değildir. Akademiyi kapatan asıl sebep, bizim onun ikmal yollarını kesmemizdir.
Bu organ, çalışmak ve eğitim vermek için kanda dolaşan şekere veya proteine değil; sadece ve sadece doğal liflerin fermantasyonuyla oluşan çok özel bir sinyal molekülüne ihtiyaç duyar. Bizler ne yaptık?
-
Gerçek gıdaları sofradan kaldırıp yerine rafine unları ve şekeri koyarak akademinin yakıtını kestik.
-
Tarım zehirleri ve katkı maddeleriyle, apandisin biyolojik radarını kör ettik.
Enerjisiz ve sinyalsiz kalan akademi, kapılarına kilit vurdu. Sonuç?
-
Eğitimsiz kalan askerler şaşırıp kendi dokusuna saldırdı (Otoimmünite: Sedef, Crohn, Haşimato vb.).
-
Denetimsiz kalan hücreler isyan çıkarıp Kansere (Neoplazi) dönüştü.
Acı gerçek şudur: Bizler asla tam anlamıyla sağlıklı olamayacağız. Çünkü bizi koruyan o sadık muhafızı; doğanın kodlarına aykırı ölü gıdalarla besleyerek zehirledik. Ona ihtiyaç duyduğu hayati yakıtı vermedik; onu zincirledik ve açlıktan bitkin düşmüş bir halde çaresizliğe mahkum ettik.
Anahtarı Bulmak: Kayıp Frekans
Çözüm; bu organı yok saymak değil, onu göreve geri çağırmaktır.
Apandisi tekrar devreye sokmak mümkündür. Ancak bu; market raflarındaki sıradan probiyotiklerle, turşu suyuyla veya eczaneden alacağınız basit takviyelerle başarılabilecek bir iş değildir. O kapı, sandığınızdan çok daha karmaşık bir şifreyle kilitlidir.
O sığınağın kapısını açan tek anahtar; doğanın en derin kodlarına gizlenmiş, modern beslenmemizden tamamen silinmiş çok özel ve kadim bir Biyolojik Komuttur.
Bu, bir ilaç değildir. Bu, sindirim sisteminin labirentlerini aşıp, hiç bozulmadan doğrudan o kapının önüne gittiğinde Uyan! emrini verebilen, unutulmuş bir moleküler yakıttır.
Doğru protokol ve doğru hammaddeler ile o sığınak bir kez açıldığında, vücut kendi kendini onarım mekanizmasını (Homeostazi) yeniden başlatır.
Bu sırrı çözmek, sadece bir beslenme değişikliği değil; bedenin unuttuğu bir dili ona yeniden hatırlatmaktır.
